Siyasi Tarih Bosna Savaşı

    • İsa AKKILIÇ
    • 2 yıl önce
    • Okunma Sayısı : 281
    • Yorum : 0
    • Toplamda 1 makalesi var

Siyasi Tarih Bosna Savaşı

 

“Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar. Ama bilsinler ki; Müslümanlar (Boşnaklar) yok olmayacaktır.”[1]

Alija İzzetbegoviç

BOSNA SAVAŞI’NIN TARİHSEL SÜRECİ

Giriş

       Bosna Savaşı’nın anlaşılması açısından, Yugoslavya’nın tarihsel gelişimini ve coğrafyasına bakılması gerektiği kanaatini taşımaktayım. Bu tarihsel süreç incelenmeden yapılacak çalışma eksik kalacağı veya özürlü kalacağı fikrindeyim. Çünkü savaşın “dini-etnik” ve “siyasi” boyutları bulunmakta bu da savaşın başlamasına zemin hazırlamaktadır. İşte savaş tam da bu sürecin sonunda olmaktadır. Savaşta iki yüz bine[1] yakın insan (160 000 Boşnak, 40 000 Sırp) hayatını kaybetmiş, yüz binlerce insanı mülteci konumuna düşmüş, elli bine yakın kadına da ne yazık ki “sistematik tecavüz” edilmiştir.

     Bugün (19 Ekim) Aliya İzzetbegovic’in vefatının sene-i devriyesinde bu yazının anlamlı olacağı kanaatindeyim. Müslüman bir halkın nasıl yok edilmeye çalışıldığı ve dünyanın Müslümanlara ne kadar ikircikli yaklaştığını anlamamız babında önemlidir.

Yugoslavya’nın Coğrafyası ve Tarihsel Süreci

       Yugoslavya, kuzeyde Macaristan, doğuda Romanya ve Bulgaristan, güneyde Makedonya ve Arnavutluk, batıda ise Hırvatistan ve Bosna Hersek ile sınırları olan bir Avrupa ülkesidir.[2] Yugoslavya Doğu ve Batı Avrupa arasında,Afganistan, Orta Asya ile Hint arasındaki jeopolitik geçiş alanı üzerindedir. [3]

 

[1] Ahmet Davutoğlu, Küresel Bunalım, Küre Yayınları, İstanbul,2011 s. 11.

[2] Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, İstanbul, Der yay., s. 718-720.

[3] Ahmet Davutoğlu, Teoriden Pratiğe, Küre Yayınları, İstanbul, 2013, s. 200

Şekil 1:Kalın kırmızı çizgi ile belirtilen Yugoslavya’nın dağılmadan önceki halidir.

       Yugoslavya kelime anlamı Güney Slavların Krallığı anlamına gelmektedir. 1919 yılında Versailles Antlaşması’nın bir neticesi olarak vücuda getirilmiştir. 1991’de dağılmadan önce Yugoslavya, altı federal cumhuriyet, üç resmi dil, iki alfabe ve çok sayıda etnik grup barındırmaktaydı. Tarihsel olarak Balkanların bu kısmı, farklı dönemlerde Roma, Bizans, Osmanlı, Avusturya, Fransa ve Rusya dâhil olmak üzere çok sayıda devletin sistem ve nüfuz alanının karşılaşma noktası olmuştur. Huntington’un medeniyetler –Avrupa/Orta Asya/Orta Doğu/Akdeniz- arasındaki ‘Fay Hattı’ olarak isimlendirdiği şey, Balkanların bu bölümünün tam ortasından geçmektedir. On dokuzuncu yüzyıl boyunca bölge, Avrupa diplomasisi tarafından etnik karmaşıklıklar, çatışan siyasi yetkiler ve bağımsızlık için bu kımıldanmalar bilhassa Sırbistan ve Hırvatistan’da daha belirgindi. Yirminci yüzyılın başında topraklarının genişlemesi için Bosna’nın aleyhine işleyen Avusturya planları, ancak Rusya ve Sırbistan’ın imtiyaz vermeyi zorla kabul etmesinden sonra çözüme kavuşturacak büyük bir Avrupa krizini tetiklemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın müessir sebeplerinden bir tanesi, Sırp gizli dernekleri arasında yürütülen devrimci faaliyettir. Söz konusu Sırp komploları Avusturya’ya yönelmiş ve Avusturya Arşidükü Ferdinand’ın Saraybosna’da 28 Haziran 1914’te öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Bu olaydaki kriz yönetiminin başarısızlığı, aynı yılın yazının sonucunda bütün Avrupa güçleri arasında savaş çıkmasına neden olmuştur.

       Birinci Dünya Savaşının sonunda varılan anlaşma, Sırplar, Hırvatlar ve Slovenlerin birleşik bir Yugoslavya oluşturmasına yönelik taleplerini tanımıştır. 1919 yılında bir Yugoslavya yaratmak, bir Yugoslav ulusu duygusu yaratmamıştır ve bilhassa Hırvatlar ile Sırplar arasındaki gerilimleri iki savaş arası dönemin bir özelliği haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların ülkeyi işgali bu gerilimleri daha da kızıştırmıştır ve halen çatışmanın ‘geçmişinin’ (tarihinin) birer parçası olan etnik gruplar arsındaki talep ve karşı taleplere yol açmıştır. Özellikle Hırvatların faşizm ile olan işbirliği, Alman işgaline karşı Sırp muhalefetiyle şiddetli bir şekilde çatışmıştır. Almanya, Yugoslavya’yı işgali sırasında uygulamasında oldukça başarılı olduğu kısıtlı böl ve yönet politikası izleyerek burayı bölmüştür. Bu yıllarda Sırlar ile Hırvatlar arasında toplumsal bir çatışma olarak ortaya çıkan etnik gerilimlerin günümüze bir takım gizli huzursuzluklar bıraktığı konusunda şüphe yoktur.[1]      İkinci Dünya Savaşı sonrası seçimlerde ise komünistler iktidara gelmiş ve 1945’te Tito’nun başbakanlığında Yugoslavya Halk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Altı federasyondan oluşan bir federasyon olarak kurulan cumhuriyette Sovyet tipi bir anayasa ve yönetim oluşturulmasına karşın bağımsızlıktan ödün verilmemesi, Yugoslavya’nın 1948’de Kominform’dan çıkarılmasına yol açmıştır.

       Ülkenin en önemli iç sorunlarından birisi de, 1980’li yılların sonlarına doğru iyice artan etnik huzursuzluklar olmuştur. Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin en büyük etnik grubunu oluşturan Sırplar ve Hırvatlar arasında başlayan çatışmalar sonrasında ülke bir iç savaşın eşiğine gelmiş, 1990 yılında düzenlenen çok partili seçimler ise durumu düzeltmeye yetmemiştir. Yugoslav yönetiminin Sırp ağırlıklı olması Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlık kazanma arzularının en önemli etkeni olmuş, etnik gruplar arasında başlayan bu çatışmanın bir sonucu da Hırvatistan’da yaşayan Sırpların otonomi ilan etmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. 1990 Ekimi’nde Slovenya ve Hırvatistan, Yugoslavya Federasyonu’nun daha gevşek bir konfederasyona dönüşmesi teklifini getirmiş, hemen ardından Ocak 1991’de Makedonya bağımsızlığını ilan etmiştir. Özellikle Hırvatistan’da bağımsızlık ilanı için yapılan referandumu boykot eden Sırplarla Hırvatlar arasında çatışmalar artmış ve gittikçe gerilen ilişkiler sonucu Mayıs 1991’de Slovenya ve Hırvatistan Yugoslavya Federasyonu’ndan bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine Federal birlikler Slovenya’dan çekilmekle birlikte, Hırvatistan’daki çatışmalar şiddetlenmiş ve Sırplar Hırvatistan topraklarının neredeyse üçte birini ele geçirmişlerdir. Mart 1992’de Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi ise savaşa yeni bir boyut eklemiştir.

       Kendi içindeki etnik sorunların yanı sıra, Bosna Hersek içerisindeki Sırpların Yugoslavya ile birleşme arzuları yüzünden Bosna-Hersek içerisindeki Sırpların Yugoslavya ile birleşme arzuları yüzünden Bosna-Hersek problemiyle de ilgilenmek durumunda kalan Yugoslavya ile birleşme arzuları yüzünden Yugoslavya, dünya kamuoyunda önemli ölçüde saygınlığını kaybetmiştir.[2]

Tito’dan Sonra Yugoslavya

       Tito’nun 1980 yılında ölmesiyle ülke en önemli birleştirici “tutkalını” yitirdi. 1980’lerin başında etkili olan dünya ekonomik depresyonu da ülkeyi çok zor duruma soktu ve Yugoslavya’yı oluşturan cumhuriyetler arasındaki ekonomik gelişmişlik farkı açık bir biçimde ortaya çıktı. Bu gelişmelerin ilk belirtisi Belgrad yönetiminin ekonomik politikasından hoşnut olmayan Kosova Arnavutlarının 1981 Nisanı’ndaki ayaklanması ve bunun kanlı biçimde bastırılması etkili olmuştur.

       Gorbaçov’un 1985 Martında iktidara gelip köktenci reformlara girişmesinin ve bunun Doğu Avrupa’da yol açtığı özgürlükçü gelişmelerin Yugoslavya’daki etkisi çok patlayıcı oldu. 1986 Martı’nda Sırp Bilim ve Sanat Akademisi, 1945’ten beri var olan ancak Tito döneminde seslerini çıkaramayan Sırp milliyetçilerinin manifestosunu yayımladı. Bu manifestoda özetle Sırpların Yugoslav Federasyonu içinde baskı altında tutulduğu ve ülke yönetiminde “Yugoslavya’nın gerçek sahipleri olan” Sırplara daha çok söz hakkı verilmesi gerektiği açıklanıyordu. İşte bu manifestoda istenen değişiklikleri yerine getireceğini vaat eden Slobadan Miloseviç 1987 Aralık ayında gerçekleştirdiği iç darbeyle Sırp Komünist Parti örgütünün başına geçti.

       1988 ve 1989 yılları Miloseviç’in Yugoslav siyasal sisteminin zaten sallanan temellerini dinamitlemesiyle geçti. 1988 yılında Kosova Sırplarının ve Karadağlıların Haklarını koruma komitesi kuruldu ve bu komite iki özerk bölge (Kosova ve Voyvodina) ile Karadağ’da siyasal sistemi yıkmak için faaliyete geçti. Miloseviç’in kışkırttığı gösteriler sonucu 1988’de Voyvodina’da ve 1989’da Karadağ Cumhuriyeti ve Kosova’da yerel hükümetler düştü. 1989 Şubatında ise özerk bölgelerin kendi yasalarını çıkarma yetkisini ortadan kaldıran anayasa değişikliğini yaptı. Balkan Uzmanı Ramet’in deyişiyle “Miloseviç amaçlarına ulaşabilmek için siyaseti sokaklara dökmüştü.” Desteğinin çoğunu Sırp köylüsünden alıyordu ve Tito’nun kurduğu federasyonu kırsal kesimi kentlere karşı harekete geçirerek yıkmaya başlamıştı. Ancak anlaşmazlıkların çözümü için sokak politikasına başvurmak, özellikle Yugoslavya gibi hassas etnik dengelere dayanan bir ülkede çok tehlikeli bir örnek oluşturdu.

       1989 Aralık ayında Slovenya Komünist Partisi 11. Kongresini ilan ederek Yugoslav Komünist Partisi (Ligi) ile örgütsel bağlarını kopardı. 1990 yılının gelişmeleri Yugoslavya Federasyonu’nun sonunun geldiğini ve bir zamanlar ülkenin gururu olan kurumların artık işlemediğini gösterdi. 1990’ın sonuna gelindiğinde Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek komünist olmayan hükümetlere sahipti ve Makedonya komünistlerin azınlıkta olduğu hükümet tarafından yönetiliyordu; yalnız Sırbistan ve Karadağ’da komünistler hâlâ iktidardaydılar.[3]

Bosna Hersek’teki Çatışmada Yer Alan Taraflar

       Bosna Hersek’teki çatışmada yer alan taraflar; Bosnalı Sırplar, Bosna-Hersek Hükümeti, Hırvatistan, Yugoslavya (Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyetleri’nden oluşmaktadır), Bosnalı Hırvatlar ve Hırvatistanlı Sırplardır. Yugoslav Ordusu, resmi olarak çatışmaya taraf olmadı. Ancak hem Bosnalı hem de Hırvatistanlı Sırplara, hava savunması ve diğer destekleri sağladı. Bosnalı Hırvat Milisler, Bosna Hükümeti ile ortak hareket ettiler. Sırp yanlısı Müslüman kuvvetler ise Sırplar tarafından desteklendiler.

       Bosnalı Sırplar: Siyasi liderleri Radovan Karadziç ve onun danışmanı olan General Radko Miladiç’tir. Bosnalı Sırplar, Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Boşnaklara karşı savaşmaya başladılar ve Sırbistan’ın da desteğiyle oldukça etkili oldular. Bosna Hersek nüfusunun %31’ini oluşturan Sırplar ikinci büyük azınlıktır.

       Bosna Hükümeti: Hükümet Müslümanlarca yönetilmekte fakat çok etnikli toplum idealine sadık kalan Sırp ve Hırvatları da kapsamaktadır. Savaşta topraklarının büyük kısmı işgal edilmiştir. Topraklarını Sırp işgalinden geri almak için savaşmışlar ama yeterli güçte olmadıkları ve üstüne üstelik bir de silah ambargosu konması nedeniyle yeterince etkili olamamışlardır.

Yugoslavya (Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyetleri): Sırbistan ve Karadağ, Eski Yugoslav Federasyonu’nu oluşturan altı cumhuriyetten geriye kalan ikisidir. Bosna Hersek ve Hırvatistan’daki ayrılıkçı Sırpları destekleyerek savaşın uzamasına ve şiddetlenmesine neden olmuşlardır. Bu desteklerinden dolayı ekonomik yaptırımlara (uluslararası ambargo) maruz kalan Yugoslavya’nın siyasi lideri Slobodan Miloseviç’tir.

       Bosnalı Hırvatlar: Bosna Hersek’in orta ve batısında yoğun olarak bulunan Hırvatlar Boşnaklarla hareket etmelerine rağmen, 1993-1994 yılları arasında Bosna Hersek Hükümeti ile de savaşmışlardır. Daha sonra Boşnaklarla anlaşarak Sırplara karşı birlikte mücadele etmişlerdir.

       Hırvatistan: 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Hırvatistan başlangıçta iki Sırp isyanı sırasında topraklarını 1/3’ünü kaybetmesine rağmen daha sonra bu toprakların büyük bir kısmını geri almıştır. Hırvatistan ve Bosnalı Hırvatlar savaş döneminde genelde Bosna Hersek Hükümeti ile ortaklaşa hareket etmişlerdir. Hırvatistan, Almanya’nın liderliğindeki Avrupa Topluluğu’nun desteğini aldığı için savaş uzun sürmemiş ve fazla tahrip olmamıştır.

       Hırvatistanlı Sırplar: İkinci Dünya Savaşı’nda Hırvatistan’da kurulan Kukla Nazi Devleti’nde cereyan eden Sırp kıyımının, bağımsızlığını kazanan Hırvatlarca yineleneceğinden korkan Sırplar, Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine ayaklandılar. Fakat Hırvat Ordusu’nun saldırılar karşısında fazla direnç gösteremediler.

 

Bosna Hersek’teki Savaşın Gelişimi ve Savaşın Sonu

       Başkan Tito’nun 1980 yılında ölümüyle birlikte Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, tarihinin en bunalımlı dönemine girdi. Tito’nun ölümünden sonraki dönem çok uluslu, özgün Sosyalist Yugoslavya için ağır ekonomik sorunların yaşandığı ve milliyetçi eğilimlerin güçlendiği bir dönemdi. Özellikle Sırp milliyetçiliği giderek baskıcı bir yapıya dönüştü.

       BM’nin kurucu üyelerinden bir tanesi olan Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti, altı cumhuriyetten oluşuyordu. 1980’lerin sonlarında bir siyasi ve ekonomik krizler dönemini takiben, Slovenya ve Hırvatistan Cumhuriyetleri kendilerini ülkenin geri kalmış kısımlarından ayırmaya başladı. Düşmanlıklar, Haziran 1991 yılında Hırvatistan ve Slovenya’nın kendilerini Yugoslavya’dan bağımsız ilan etmeleriyle başladı. Yugoslavya Halk Ordusu tarafından desteklenen, Hırvatistan’da yaşayan Sırplar, bağımsızlık hareketine karşı çıktılar. Eylül ile birlikte çatışmalar, Hırvatistan ve Sırbistan arasında tam bir savaşa dönüştü. 1991 Haziran’ından sonra ortaya çıkan duruma yönelik olarak, hiçbir örgüt ve hiçbir ülke, bu çatışmayı sona erdirecek ve barışı yeniden tesis edecek başarıyı sağlayamadı. 1991 yılının sonuna doğru ise Yugoslavya’da ortaya çıkan cumhuriyetlerin zamanından önce tanınması, Bosna-Hersek’te çatışmaların daha da büyümesine neden oldu. Çatışmalar ve düşmanlıklar öngörülebilirdi ama öngörülemeyen şey, çatışmanın boyutları ve sivillerin bu savaşın sadece kurbanları değil aynı zamanda ana hedefi olmalarıydı. 1992 yılının Mart ayında, Bosna Hersek bağımsızlığını ilan etti. Bu hareket, Bosnalı Hırvatlar ve Boşnaklarca desteklenirken, Bosnalı Sırplar karşı çıktılar. Yugoslavya’nın parçalanmasını en az istemiş olan Bosna-Hersek’te, Sırp Milislerin sivil hedeflere yönelik katliamlar yapmaları, Bosna Hersek toprakları üzerinde Sırplar, Boşnaklar ve Hırvatlar arasındaki çatışmaların bir iç savaşa dönüşmesine yol açtı.

       Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’in bağımsızlıklarını ilan etmeleri hem Tito federasyonunun sonunu getirmiş, hem de Birinci Dünya Savaş sonrası Paris Antlaşması ile kurulan             Yugoslavya Devleti’nin üniter birliğini sona erdirmiştir. Balkanlardaki yeni düzene geçişin karmaşıklığı AT, NATO ve BM Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyelerince başarılı bir şekilde çözümlenemedi. Bu kuruluşların Eski Yugoslavya’daki olaylara karşı göstermiş oldukları tepkiler, hem başarısızlıklarının hem de gönülsüz girişimlerinin bir örneğidir. [4]

       Olgunlaşan şartlar aynı Hırvatistan'da 1991'de olduğu şekilde Sırp Milliyetçiliğine de radikal bir noktaya taşır ve çizgi otonomizmden çok uzakta en üst baremde tutulur; bu çizgi tüm tarihsel Sırp nüfuz bölgelerinin (Hırvatistan ve Bosna Karayinası ve tüm Doğu Bosna) Sırbistan’la ilhakını arayacaktır. Açık diplomatik alanda ve uluslararası hakemlik komisyonlarında söylenenin dışında gizli planlar da vardır. Hırvatistan kendi toprağı için, Sırbistan Yugoslavya için bölünemezlik çizgisini savunurken her iki ülke karşılıklı olarak büyüme projelerini masaya yatırmıştır.

       Paylaşım planı Sırbistan lideri Miloseviç ve Hırvatistan lideri Tujman arasında 1991'e dayanır. Belgrat ve Zagrep yönetimleri B-H'yi kabaca ikiye bölmeyi ve kendi ülkelerine aldıklarını kısımlar dışında kalan küçük toprak parçasını da Müslümanlara bırakmayı düşünür. Diplomasi ve harp tarihi analoğu burada bir gerçeği hatırlatır. Planda düşünülen hat II. Dünya savaşındaki hattır. B-H'nin ortasından geçen hat B-H dâhil Yugoslavya toprağının büyük kısmını o zaman İtalyan ve Alman nüfuz bölgelerine ayırıyordur. 1991 görüşmesinde öngörülen, eski İtalyan hattında kalan yerler Hırvatlarca, eski Nazi hattında kalan yerler de Sırplarca anavatanlarına ilhak edilsin şeklindedir.

       Aliya İzzetbegoviç yönetimi ise B-H cumhuriyetinin yasal ve seçilmiş lideri konumundadır ve Bosna'nın bölünemezliği hususunun altında siyaset merkezini oluşturur. Bölünemezliği tanımlayan faktör ise öncelikle bağımsızlık değil egemenliktir. (Yugoslav federal devleti altında veya olası konfederal III. Yugoslavyada altında B-H idaresinin tüm B-H'de egemenliği). “B-H’deki müslüman partisi SDA liderliği konferal Yugoslavyaya evet ama kantonlaştırılmış Bosna-Hersek'e hayır çizgisinde siyaset güder. Fakat Hırvatistan ve Slovenyanın kesin gidici olduğu bakiye Yugoslavya’da Sırbistan'ın esnek bir konfederasyon modeline yanaşmayacağı da anlaşılanca, B-H yönetiminin bağımsızlık için 1992 Şubat’ında referanduma gitmeye karar verir.”

Portekiz planı olarak tanımlanan kantonlaştırmaya şartlı evetten kısa süre sonra vazgeçen İzzetbegoviç, Bosnalı Sırp tarafı ile anlaşma zemini aramaktan da vazgeçip uluslar arası topluma güven duyar. Bosna yasal yönetimini bu tip bir tercihe iten 1990 Kuveyt krizinde YDD ve insani müdahale doktriner şekilde henüz ilan edilmemişse de bunu işaretleyen Uluslararası Koalisyonun müdahelesidir. İzzetbegoviç uluslar arası toplumun böylesi bir müdahaleyle kendilerini de savunabileceğini düşünmüştür. B-H hükümeti, yine de gerginliği düşürme maksadıyla, cumhuriyetin statüsünün uluslar arası hukuk açısından bir süre askıda tutulması için AT nezninde ricacı olur. AT bunu da kabul etmeyerek hemen bağımsızlık bağımsızlık referandumu yapılmasını ister. “29 Şubat/1 Mart 1992 tarihinde yapılan referandumu Sırp toplumu boykot eder. Sandığa giden Hırvat ve Boşnaklardan müeşekkil toplam B-H'nin %63’lük nüfusunun %99.4’ü bağımsızlıktan yana oy kullanır. B-H hükümeti oylamanın arkasından da, ortamı yumuşatmak için resmi bağımsızlık ilanını erteleme eğilimindedir. Ancak, Batılı hükümetlerle ve özellikle ABD Dışişleri Bakanı Baker’le yaptığı görüşmelerde kendisine verilen güvencelere itimat eden İzzetbegoviç 3 Mart 1992 ‘de B-H’nin bağımsızlığını ilan eder.”  “Böylece Bosnanın Müslümanlar liderliğindeki hükümeti, egemenlik ve bölünmezlikle beraber bağımsızlığı da deklare ederek 1878 den beri getirdiği politikçizgilerden kopar.”

   Savaşın gelişimi şu şekilde devam eder:

       “1995 yılının ikinci yarısında, ilerlemenin müzakere odasında değil, savaş alanında elde edileceği ortaya çıkacaktır. 1995 yazında yaşanan dönüm noktası olaylar sonun başlangıcını getirir.”  Srebrenica’nın 11 Temmuz 1995 tarihinde düşmesi, BM’in Bosna’ya yaptığı müdahale tarihindeki en büyük felakettir. “BM İnsan Hakları Raportörü Tadeuzs Mazowiecki Sırpların bu eylemini sivil halka yönelik saldırılar, cinayetler ve tecavüzler ancak barbarca olarak tanımlanabilecek kadar muazzam çapta olan çok ciddi bir insan hakları ihlali örneğidir. Mazowiecki, raporunu verdikten kısa bir süre sonra görevinden istifa edecektir.” 6 güvenli bölgeden Srebrenikayı koruma yükü Hollandalı kuvvetlerin üzerindedir. Bu kuvvetler Sırp para-militeryasının sözlerini esas alarak Boşnak sivilleri şehirden tahliye ettirmiştir. BM koruma şemsiyesinden kopartılan siviller daha sonra katledilmiştir.

     1994 başlarında Clinton Yönetimi’ni tek taraflı arabuluculuk şansı yakalamasıyla bir tavır değişikliği başlar. Amerikalı diplomatlar Bosnalı Hırvat kuvvetleri ile Bosna hükümeti arasında uzlaşma sağlamak için çabalara girişirler. Mart 1994’te kurulan “yeni Boşnak-Hırvat Federasyonu, Amerikalıların ilk dolaysız başarısını ve yatırımını temsil ediyordur. Aynı zamanda ABD, bölgesel bir Balkanlar stratejisi geliştirmeye başlamıştır. ABD Arnavutluk ile de askeri ilişkiler kurar, BM’nin Makedonya’daki koruyucu görevine kendi birlikleriyle katkı sağlamıştır.”

       Rusya'da milliyetçi odaklar Slav-Ortodoks birliği düşüncesini canlandırıp Rusya’nın tarihsel nedenlerle Sırbistan’a destek vermesi gerektiğini savunarak derhal hükümete baskı uygulamaya başlamışlardır. Rusya “savaşın gidişatı açısından kazanması olası görünen tarafa destek verme isteğine karşı koyamaz ve böylece Rusya Balkanlar’da 1948’den beri kaybetmiş olduğu nüfuzu yeniden kazanmaya yatırım yapmıştır. Moskova’nın Sırbistan’ı desteklemesinin iki nedeni vardır: NATO’nun Doğu Avrupa’nın orta kesiminde yayılma tehdidi getirdiği bir dönemde Amerikan nüfuzunun NATO aracılığıyla Güneydoğu Avrupa’da güçlenmesi inancıdır.

       İngiltere ile Fransa’nın tercihleri üstüste çakışır. “Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan ve Bosna’da da askeri bulanan İngiltere’nin ve Fransa'nın, Bosna’ya göndermiş olduğu komutanlar BM görevlerini savunurken kuvvet kullanma tehdidine ya da doğrudan kuvvete başvurulmasına çoğunlukla karşı çıkacaklardır.”

       Türkiye ise BM ve İKÖ nezdinde gerekli girişimlerde bulunmuştur. Ama somut sonuç alamamıştır.[5]

 

Dayton Antlaşmasının İmzalanması

       21 Kasım 1995’te, dönemin Bosna-Hersek, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ve Hırvatistan Cumhurbaşkanları, Aliya İzetbegoviç, Slobodan Miloşeviç ve Franyo Tucman arasında Dayton Barış Anlaşması’nın parafe edilmesiyle, Bosna’daki savaş sona ermiştir. Dayton Barış Anlaşması’nın biri kısa, diğeri de uzun vadeli olmak üzere, iki temel amacı vardı. Kısa vadede savaşın durdurulması, ölümlerin ve yıkımların önüne geçilmesi hedeflenmişti. Daha uzun vadede ise, kalıcı barış ve istikrar için gerekli ortamın yaratılması amaçlanmıştı. Günümüze kadar bu konularda önemli başarıların sağlandığı söylenebilir. Gerçekten de, yaşanan korkunç savaştan sonra barış ortamının bile tesis edilmesinin zor olduğu gerçeği dikkate alındığında, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Bosna’nın olumlu bir gidişat içinde olduğu ortadadır. Bosna-Hersek şu anda barış içinde yaşamaktadır. Hareket özgürlüğü eskisi gibi, ülke çapında sağlanmıştır. Bunun yanında, Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi’nin 2000 yılının ortalarındaki kararıyla Boşnaklar, Bosnalı Sırplar ve Bosnalı Hırvatlar kurucu milletler olarak kabul edilmiştir. Savaş yıllarında yıkılan Saraybosna ise, günümüzde tekrar bir Avrupa başkentine yakışan görüntüye kavuşturulmuştur. Bir zamanlar tamamen dış yardımlara bağımlı olan Bosna ekonomisi, küresel ekonomik krizin öncesine kadar yüzde 5’in üzerinde büyümüştür. Etnik ilişkiler, temkinli olsa bile, adım adım düzelmektedir.

       Dayton Barış Anlaşması’nın Bosna açısından diğer bir önemi daha vardır. Bu anlaşma sayesinde Bosna-Hersek, uluslararası alanda tanınmış sınırları ve toprak bütünlüğü ile bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmayı başarmıştır. Diğer taraftan, Tito Yugoslavyası içinde 1969’da “Müslümanlar” adı altında kurucu unsur olarak tanınan Boşnaklar, Dayton Barış Anlaşması’nın eki niteliğinde olan Bosna-Hersek Anayasası’nda gerçek isimleriyle (Boşnaklar) ayrı bir millet olarak sayılmışlardır. Bunların dışında, Dayton Barış Anlaşması Bosna-Hersek devletinin ve toplumunun yeniden bütünleşmesi için gerekli temeli de atmıştır.

        Dayton Barış Anlaşması’nın olumlu taraflarını kimse yadsıyamaz. Ancak, bu anlaşma ülkeye bir takım sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Her şeyden evvel, Dayton Bosnası artık normal bir devlet sayılamamaktadır. Nedeni ise, savaş yıllarının geride Boşnakların, Bosnalı Sırpların ve Bosnalı Hırvatların kendi kontrollerinde ve etnik açıdan homojen olan bölgeler bırakmış olmasıydı. Dayton Barış Anlaşması ise böyle bir etnik bölünmüşlüğü yasallaştırdığı için, ülke toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına ciddi ve sürekli bir tehdidi beraberinde getirmiştir. Bosna-Hersek’i oluşturan “Bosna ve Hersek Federasyonu” (FBiH) ile “Sırp Cumhuriyeti” (RS), kendilerine has siyasi kurumlarıyla, polisleriyle, yargı mekanizmalarıyla, eğitim sistemleriyle, medyalarıyla ve bağımsız devletlere özgü diğer kurumlarıyla, adeta aynı devlet içinde “iki küçük devlet” haline gelmiştir. Diğer taraftan, FBiH on kantona bölünmüş, Hırvatların kontrolündeki kantonlarda ise Hırvatlar neredeyse bağımsız bir yönetim oluşturmuştur. Bütün bunların dışında, bir de özel statüye sahip, yaklaşık 80 bin nüfuslu Brçko Bölgesi bulunmaktadır. Karma nüfusa sahip Brçko, herhangi bir entiteye bağlı değildir ve Mart 2000’den beri özerk hükümete, özerk yürütme ve yargı gibi organlara, ayrıca özerk polis teşkilatına sahiptir. [6]

 

 

[1] Graham Evans & Jeffery Newham, İstanbul, Gökkubbe Yay. 2010 s. 698-700.

[2] Sönmezoğlu, a.g.e., s.720.

[3] Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarih 1918-1994, Ankara, İmge Kitabevi, 2013, s. 576-578.

[4] Nazlı Müdüroğlu, Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme Projesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007, s. 15-22

[5] Yasin Şafak, Bosna Savaşı ve Yugoslavya’nın Parçalanması Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010,  s. 83-106

[6] Erhan Türbedar, Barışının 15. Yıldönümünde Bosna-Hersek: Dayton Barış Antlaşması’nın Neticelerinin Değerlendirmesi, Tepav Raporu, 2010, s.1-5

Şekil 2: Kırmızı ile gösterilen bölge Sırp Cumhuriyetini diğer bölgeler 10 kantonlu Bosna-Hırvat Federasyonu’nu göstermektedir.

 

 

Sonuç Olarak Bosna Savaşı

      Dayton Antlaşması için Davutoğlu “Bosna ‘da yapıldığı söylenen antlaşma, anlaşma falan değildir, ateşkestir.” der.[1]

      Dayton anlaşması sivil ve askeri alanlarda düzenlemeler içerir. Buna göre askeri koruma anlaşma ile BM Koruma Gücü UNPROFOR'dan NATO ve NATO dışı ülkelerden oluşan IFOR'a (Implementation Force) geçer. Sivil yönlerin uygulanması ise Saraybosna merkezli BM Yüksek Temsilciliğine (OHR) bırakılır. Bosna Hersek devleti biri federasyon biri cumhuriyet iki antiteden oluşan yegâne bir yapı arzeder.

      Federasyonu Hırvat-Müslüman birliğiyken Sırp Cumhuriyeti Sırp entitesinin birimidir. Uluslararası toplum Dayton’dan sonra barışçıl, demokratik, çok kültürlü, birleşik, savaş suçlularını cezalandırmış, ekonomik olarak sağlıklı ve yaşanabilecek bir Bosna Herkes devleti bekliyordur. Fakat süreç içerisinde beklenen hedeflerin altında kalınır. En ufak kıvılcımda ve boşlukta savaşın yeniden patlayabileceği tezi söylenegelir. “Dayton Anlaşması o kadar hassastır ki uluslararası askeri güçler ayrıldığı gün savaş yeniden patlak verecektir şeklinde yorumlar yapılmaktadır.”

     Boşnakların Balkanlarda istikrarlı ve etkili olmadığı konjonktürde Türkiye’nin Doğu Trakya ve Anadolu’da huzurlu olması mümkün değildir. Bosna-Hersek hâlâ Türkiye’nin Orta Avrupa içlerine uzanan siyasî, ekonomik ve kültürel bir ileri karakolu durumundadır. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı Devleti’nin kaderi Balkanlar’da çizilmiştir. Balkanlar’da sınır ötesi etki alanları kuramayan bir Türkiye’nin genel uluslar arası ilişkilerde de, bölgesel dengelerde de etkin olabilmesi mümkün değildir. [2]

 

 

Kaynakça;

Nazlı Müdüroğlu, Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme Projesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007, s. 15-22

Yasin Şafak, Bosna Savaşı ve Yugoslavya’nın Parçalanması Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010,  s.83-106

 

Erhan Türbedar, Barışının 15. Yıldönümünde Bosna-Hersek: Dayton Barış Antlaşması’nın Neticelerinin Değerlendirmesi, Tepav Raporu, 2010, s.1-5

 

Davutoğlu, A. Küresel Bunalım, Küre Yayınları, İstanbul,2011

 

Davutoğlu, A. Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul, 2011,

 

Davutoğlu A. Teoriden Pratiğe, Küre Yayınları, İstanbul, 2013,

 

Faruk Sönmezoğlu der., Uluslar arası İlişkiler Sözlüğü, İstanbul, Der yay.

Armaoğlu, F. Siyasi Tarih: 1918-1994, Ankara, İmge Kitabevi,

 

Evans G. & Newham  J., İstanbul, Gökkubbe Yay. 2011

 

[1] Yasin Şafak, Bosna Savaşı ve Yugoslavya’nın Parçalanması Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010,  s.83-106

[2] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul, 2011, s. 317-322

Yorum Formu