Hipergerçeklik Arasında Değerlenmek

    • Ahmet YILDIRIM
    • 2 yıl önce
    • Okunma Sayısı : 306
    • Yorum : 0
    • Toplamda 4 makalesi var

Son on yıllarda kitle iletişim araçları ve teknolojik gelişmeler en başta değerleri vurmuş durumdadır. Sanal krallığını ilan ededursun gerçeklik (asıl) sümülasyonlardan kurgulanan hipergerçekliğe yem olmaktadır. 3 boyutluluk mu yoksa 4 boyutluluk mu veya 5 boyutluluk içinde yaşayıp gitmekteyiz. Semboller veya sümülasyonlar yaşamımızı gitgide istila edecekler. Yeter ki düşünün nerede veya hangi zamanda bulunmak istiyorsanız sizi o tarihe ve coğrafyaya götüren bir zamana ulaştık. Belki bir gün zamanda yolculuğun önünü de açmış olacaklar. Hatta zamanı ve mekanı ayaklarınıza getiriyorlar. Mesela ilk çağlardan Taş Devrine mi gitmek istiyorsunuz? Taş Devrinin argümanlarını modern zamana getiriyorlar. Ya da dinazorlarla beraber mi bulunmak istiyorsunuz? Tarihin derinliklerinden dinazorlar (Simülasyonlar) yanınıza getiriliyor. İsterseniz kendinizi bir savaşın ortasında bulabilirsiniz. Yeter mi? Asla. Diyebilirsiniz ki “mübarek beldelere gitmek istiyorum.” Hiç sorun değil özel aparatlarınız var ise evrenin neresinde olmak isterseniz orada olmayı size yaşatabiliyorlar. Hatta simülasyonlar eşliğinde umre ve hac yapmanın keyfini yaşayıp, yaptığınız selfiileri sosyal medya üzerinden paylaşarak gelen beğenilerin keyfini yaşaya bilirsiniz(!) Fakat şeytan taşlarken sakın cezbeye gelip elinizdeki akıllı cihazlarınızı atmayın. Zira o mekanında bir simülasyon olduğunu unutmayın. Neyse sulandırmayalım.

Kökeni olmayan, taklidi taklit eden, kitle iletişim araçları ve sanal alem aracılığıyla yaşama tutunan, normal yaşamda karşılığı bulunmayan hipergerçeklik emperyalizmi modern insanı post-modern yapıp (Aptallaştırarak, post- cahil) insanı koruyan, gözeten, kültürünün devamını sağlayan, nesilleri imar ve inşa eden değerlerden beri tutmak istiyor. Çünkü kendisine direnebilecek yegane güç değerlerdir. Değerler canlıdır (diridir) ve muhatabını canlı tutarken, hipergerçeklik insanı asıldan koparıp nesneleştirme derdindedir. Değersizleşen insan kısa sürede önce vatandaşa, ardından yurttaşa, sonra bireye ve akabinde tüketiciye dönüşebiliyor. Bu esasında insanın insan kalmayınca her şeye ve her kalıba girebildiğini de bize göstermiş oluyor. 

Temel olay insanı olabildiğince yaşamdan koparmak, yaşamın dışına atmak, yaşamdaki etkisini azaltmak; hatta mümkün ise insanı belirlenen dar alanın içinde hapsetmektir. Bu mesele kitle iletişim araçlarının başında olmak kaydıyla ev olabilir. Toplumsal rollerine göre belirlenen statülerinin içinde kalmaları olabilir. Devlet dairesinde ise muhatap, bürokrasinin kendisi için dizayn ettiği kariyeri olabilir. Öğrenci ise okulla sınırlı olsun, akademisyen ise ilgili sıfatının alanında yaşasın. Vatandaşa verilen alanlarda vatandaş istediği kadar iradesini de kullanamayacaktır. Kendini sürekli bir markaj altında hissetmesi çok önemli. Zira verilenleri korumakla uğraşmalıdır. Belirlenen rutinin içinde (kısır döngüne) yaşamını istediği gibi şekillendirebilir. Bu alanın içinde insana (Daha doğrusu tüketici veya vatandaş) istediği kadar irade verilebilir. 

Haliyle değersiz kalan insanın yaşama bakışı da değersiz bir bakış açısına dönüşür. Anı yakalama ve yaşama bakış açısıyla insanı asıldan koparıyor, simülasyonların çocuğu olmuş veya terbiyesiyle yetişmiş bilinçsiz, şuursuz (Post- cahil) kendi alanlarını korumaya çalışan, mevcut durumunu meşrulaştıran, dünyası dar, vizyon ve misyon yoksunu, ; fakat hipergerçeklik trendinde rekor kıran, kitle iletişim uzmanı, bireysellik delisi, tüketim çılgını, marka takıntılı her an artan bir kitlenin (İnsan değil) parçası oluyor. Ters orantılı bir yükseliş, gelişme yaşıyor; değerlerden uzaklaştıkça insanlıkla arasındaki mesafe artıyor. Misyon takıntısı olmadığı için kendi ilahlığını ilan etmesi de gecikmiyor. 

Değersiz bir yaşamı olduğundan hipergerçekliğin sınırsız vahası içinde dilediği gibi volta atabiliyor. Adalet, merhamet, cömertlik, sevgi, hürmet, vefa, dürüstlük, hak, özgürlük, cesaret, erdem, huzur, hüzün vb kavramlar veya değerler sözlüklerden çıkarılıyor, yerine yeni kavramlar konulabiliyor. Fazla mı olduk? 

Asgari ücretle 12-13 saat çalıştırılan bir zamanda adalet nedir? Böyle bir tavırda merhamet var mıdır? Boşanmaların yükseldiği ya da an itibarıyla farklı kişilerle birlikteliklerin meşru görüldüğü veya aynı gün içinde 3-4 (erkek  veya kıza) kişiye randevu verilen bir ortamda sevgi var mıdır? Bir toplu taşıma aracında kendini ekrana gömüp sağında solunda ayakta bekleyenlere (Ki kadın, erkek, yaşlı, engelli veya hamile olması fark etmez) ilgisiz kalmak veya umarsız kalmakta saygı, hürmet var mıdır? Frikik vermenin neresi cesaret olarak değerlendirilebilir? Soruları uzatabiliriz. 

Hipergerçeklikte yaşayan bir işadamı, çalışanlarını asgari ücret mukabili 12- 13 saat çalıştırdıktan sonra; bir yetim giydirmek suretiyle veya üç beş kuruş sadaka vermek kaydıyla cenneti garantilediğini mi sanıyor? Yoksa vicdanına sus payı mı vermektedir? (Rüşvetin her türlüsü haramdır. Vicdana verilse dahi.) sanal vatandaş hipergerçekliğin nimetlerinden sanal alemde edindiği farklı bir kadınla duygusal ilişkiye girip her türden konuşacak kadar ileri gittiği halde sadakatten, dürüstlükten söz edebilecek.

Bütün bunlar gerçekliğin ne olduğunu sorgulamamıza sebep olmaktadır. Gerçek, asıl olan nedir? Taklit olan nedir? Taklidin karşısında asılın durumu ne olur? Hipergerçeklik taklidi dünyaya asıl diye takdim ediyor. Anlamsızlaşmanın tüm otoritelerden azat olmak olduğunu, özgürlüğün zirvesi olduğunu beyan buyuruyor. Değerlerin insanlara ayakbağı olduğunu, bu tutsaklıktan kendi ilahlığını ilan ederek kurtulabileceğini ilham ediyor. 

Değersizleşmenin anlamsızlaşmak olduğunu bilincine varmalıyız. Değerlerde insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler. Onlarında insanlar gibi uzun bir serüveni vardır. Bir farkla onlardan biri öldüğünde yerine yenisinin ikame edilmesi veya doğması çok büyük sancılarla, acılara, kayıplara, nice bedellere ve uzun bir sürece sebep oluyor. Ölen insanın yerini yenisiyle kısa sürede doldurulur. Fakat değerler öyle değildir. Mesela adaletin öldüğü milletlerde adaletin tesisi nice kuşaklara, nesillere bedel olur. 

Değerleri insanlar öldürürler. Değersiz kalan insan döner kendini de öldürür. Değerlerin fiyatı olmaz. Değerlerin değeri olur. Değer; değerli olana değer kazandırırlar. İnsanlar onlara karşı sorumluluğunu layıkıyla yerine getirmeli, onları sonraki nesillere sağ salim ulaştırmalıdır. Onlarla gençlerimizin arasını yapmalı, bulmalıyız. Düşlediğimiz gelecek için her şey buna DEĞER. Hipergerçekliğe karşı değerle omuz omuza vermeliyiz.

Rahmet ve bereketle…

Yorum Formu