GÖRSELLİK İLE İŞİTSELLİK ARASINDA HOMO MODERNİUS

    • Ahmet YILDIRIM
    • 2 yıl önce
    • Okunma Sayısı : 541
    • Yorum : 0
    • Toplamda 4 makalesi var

Uzun bir aradan sonra yazı yazmaya kalkışmak zor oluyor. Hele gündemin hiç sakin geçmediği zamanlarda bu zorluk kendini daha da hissettiriyor. İnsanın ilk etapta kafası karışıyor; ne yazsam, nereden başlasam diye?  Bir itirafta bulunayım; belki oradan başlamak daha kolay olur. Yazı yazmayı bırakma sebebim yazılarımın okunmadığımı düşünmüş olmamdı. Dahası topyekûn ülke genelinde bir okumama hastalığı peyda oldu. İnsanlar okumak istemiyor. Sadece Müslümanlar değil diğer düşüncelerin müntesipleri de okumuyorlar. Okunmamanın ağırlığı insanın önüne düşünce veya öyle olduğunu hissedince yazmak insanın içinden gelmiyor. Bir kardeşimin ısrarıyla yazıyorum. Kim bilir beklide yanlışta olan benimdir.
Günümüz insanı maalesef okumuyor. Özellikle genç nesil sevgi, sevda, aşk içerikli kitaplar, romanlar okuyorlarsa da bu gerçekçi değil. Okumuş gibi yapıyorlar. Zira okuma eylemi insanı sorulamaya, analiz etmeye ve araştırmaya yöneltir. Hâlbuki gençler okudukları bu tür kitapları okuduktan sonra çok güzeldi deyip bir kenara bırakıyorlar. 
Okumuyoruz, haliyle görsellik gelişiyor ve bu görsellik kapsama alanını günden güne genişletiyor. İnsanlar irade sahibi şuurlu varlıklar olmaktan gitgide uzaklaşıp bir kitleye dönüşme uğraşındalar. Sanki iradelerinden vazgeçtiklerinde veya bir yere ipotek bıraktıklarında daha huzurlu bir yaşamları olacakmış gibi. İslam’ı referans almış bizlerde bile bu görsellik ve iradesizlik halinin etkileri görülüyor. Esasen bizim bilinç kodlarımızda görsellikten daha önemli olan şey işitselliktir. Zira vahye muhataplığımız gözümüzle değil kulağımızladır. “İşittik ve itaat ettik” sözünde görsellik değil, işitsellik ön plandadır. Modernite insanı (Homo Modernius!) maalesef gözlerini dört açıp iki eliyle kulaklarını tıkayan bir kitleye dönüşüyor. Acıların, ağıtların, feryatların vs seslerini işitmek istemiyor. Onca insanın seslerinin kendisine ulaşmasını istemiyor. Ses ile kendisi arasına görsellikten bir duvar örüyor. Mesela Kur’an okuyacağı yerde sosyal medyadan bir ayet ikonu paylaşıyor. Ya da bir hadis paylaşıyor. Böyle davrandığında ayet veya hadise göre yaşamış hissediyor kendini. Böylelikle rahatlıyor. Sesin hakim olduğu videoları uzun ve sıkıcı buluyor. Bunun yerine anlık görsellerini izlemeyi yeğliyor. 
Böylesi bir durumda ağır tonajlı bir soru düşer önümüze; Neden? İnsanı bu duruma sevk eden sebep nedir? Kayıtsız ve duyarsızlaşmak neden?  Cevap için şuradan başlayabiliriz; homo modernius ashabı keyftir. Füzelerin, feryatların ve ağıtların sesi kulağına değdiği zaman kimyası, fiziği ve konforu bozulur. Modern insan sesin sesini olabildiğince kısıp acısını kendi iç dünyasında yaşamaya odaklıdır. Görmek ister, ama işitmek istemez. İşitmek akıl almak, vaaz dinlemek, nasihat demektir. İşte bunlar modern insanın kabul edebileceği bir şey değildir. Homo moderniusun kendine yeten bir aklı vardır ve o sesi sadece bir müziğin tınısı olarak kabul edebilir; söz konusu müzik tınısı da mümkün oldukça muhatabını yaşamdan (gerçeklikten) koparan, anda maksimum hazzı yaşatan bir tarzda olmalıdır. Sosyal medyanın yaşamımızı istila ettiği ilk dönemlerde herhangi bir video için dakikalarca beklerdi. Fakat şimdilerde saniyelik videoları çok uzun buluyoruz. Ve çabuk sıkılıyoruz. Özellikle genç homo modernius kardeşlerimiz bir dokun bin ah işit durumundalar. Yaşamın sıkıntısından, bir şey yapamamaktan, anlamsızlıktan vs dem vurup gidiyorlar. Evet, işitsellik öldü yaşasın görsellik. 
Peki, bu geçiş bu kadar kolay mı olmalıydı? Bu süreci hemen nasıl mücadele etmeden, direnmeden kabullendik? Ya da gerçekten bir direnç gösterdik mi? Tarihin hiçbir döneminde görsellik bu denli ihtişamla öne çıkmamıştı; işitsellik karşısında. Klişe söz “her şey biz yaşarken oldu.”  Görüntüleri, bakışımızı değiştirerek bastırabiliriz, fakat sesi bastıramayız. Elbette bastırma yöntemleri vardır. (Yalıtımı sağlam yapılar, daha yüksek bir ses vs. gibi unsurlar. Ama ne olursa olsun iç ses dediğimiz vicdanımızın sesini nasıl bastırabiliriz?) Vahşice katledilmiş bir bebeğin görüntüsünden gözlerinizi kaçırarak kurtulabiliriz, fakat bombalar altında sağa sola feryat ederek kaçışan insanların seslerinden nasıl kurtulabiliriz. Ekranı değiştirme veya video izlemeyi durdurma kolaycılığı yaşamımızı işgal ediyor. Görsel olmak daima kolay olana talip olmaktır. Huzura yakındır. Gözlerinizi kaparsınız, ekranları dondurursunuz böylece hiçbir şey yokmuş gibi davranabilirsiniz. Görsellik aracılığıyla savaş mağduru mülteci bir kadının yaşama tutunma serüvenini kameraya alıp görüntüleyebilirsiniz. Ancak ne yaşadığını ve neler hissettiğini asla kameraya çekemezsiniz. Onun için sese ihtiyacınız vardır. Sözcüklere, kelimelere... El kadar bebesini denize kurban vermesini, yabancı bir tenin tenine hadsizce dokunmasını görüntüleyebilirsiniz, fakat olayların insanlar üzerindeki etkisini anlayamazsınız. İşte görsellik bunu başarmak için vardır. Homo moderniusları hissizleştirmek için.
Görselliliği artan insanımız sese, sözcüklere ve kelimelere karşı duyarsızlaştı. Duyarsızlaşan insan mıydı? Yüreği miydi? Vicdan veya sağduyusu muydu? Belki hepsi birden... Duyarsızlaşmak ise kitle olmaktır, yani yığın. Şuur yoksunu, irade fakiri… Gençlerimize yaklaşıp birkaç kelam etmeye kalkıştığımızda serzenişler kıyam ediyor: “ Yine nasihat, niye vaaz vs.”  
Modernizm açlığın, yoksulluğun, savaşların, zulümlerin, feryatların vb. olguların seslerini tek bir yol ile bastırabilirdi; görsellik. Görselliğin krallığındasınız, kulaklarınızı tıkayın veya mümkünse sağır olun dahası sağır rolü de makbuldür. Görselliğin gücüne tabi olduğunuzda görsellik sizi müthiş bir ihtişamla ucu Nirvana’da bitecek bir huzura ulaştıracaktır. Orada ses yok. Birbirinden güzel Picasso’nun, Van Gogh’un, Da Vinci’nin fırçalarından damıtılmış tuvallere taş çıkartan yüksek çözünürlüklü 30- 40 mega piksellik kameralarla çekilmiş acının, vahşetin, gözyaşlarının, katliamların görüntüleri karşılayacaktır. Savaş vb. elbette kötüdür, fakat bu ödüllü fotolardaki ahenk ve estetik çok harika, paha biçilmez!. Savaşa hayır demek için bunlardan birini paylaşman yeterli. Bütün sorumluluklarını yerine getirdin sayılacaksın. Savaş sever değilim, çapımca ironi yapmaya çalışıyorum. Sıktıysam özür dilerim. Görsellik krallığında sadece görüntü var, o da sizin gözlerinize ve vicdanınıza tabi. 
Bizler bir şekilde ekranları değiştirdiğimizde bizim dışımızda gelişen olaylar durulmuyor. Suriye’de savaş bitmiyor, kadınların feryatları, füze sesleri, açlık, sefalet, mültecilerin göç dramları bitmiyor mesela. Filistinli çocuklar, gençler ölmeye devam ediyor. Mescidi Aksa’nın mahzunluğu geçmiyor. Bahreyn’de, Yemen’de Müslümanların birbirleri öldürmeleri bitmiyor. Güneydoğuda aileler savaş görüntüler eşliğinde göç etmeye devam ediyor.  Coğrafyalarımızda bir tarih can veriyor.  Atılan füzeler vicdanımızı, huzurumuzu, hissiyatımızı vurmadığı sürece bize zarar veremez mi sanıyorsunuz? 
Modernizm feryadın, vahşetin coğrafyalarımızdan el çektiğinin fotolarını bizimle paylaşmıyor. Sadece bakışlarımızla oynuyor. Kitle, yığın olmamızı istiyor. Sorumsuz, vicdansız, haysiyetsiz ve hissizleşmemizi istiyorlar. Akıntının üzerindeki çöp olmamızı istiyorlar. Biz gözle görerek değil kulakla işiterek itaat ettik. Gözün gördüğüne itaat etmiş olmak itaat değildir, pazarlıkçı bir bakışın itaatidir o. Zor olacak biliyorum, fakat bunu yapma durumundayız; irademizi ortaya koyma, vicdanımızı harekete geçirmek zorundayız. Bunca görsellik bizi hissiz robotlara dönüştürüyor. Bizler tonlarca üst üste yığılmış kum taneleri değiliz. Müslümanlık  serüvenimiz devam ediyor, imtihanımız devam ediyor. Kolay yönetilen kitle olmayacağız. Kulaklarını kaybeden yığınlar olmayacağız.

Yorum Formu

Son Yorumlar